Ankara – Konya arasında kaç kez gidip geldiğimi bilemiyorum, ama yıllarca bu yolun ilginçliklerinden bi haber olmuş olmak üzücü. Bir süredir (bir kaç yıldır) bu dümdüz bozkırın sakladığı güzelliklerden birini, senede bir kaç kez ziyaret ediyorum, uzaktan, gelenleri gidenleri kolluyorum.
1 Nisan Konya’ya Gidiş, 4 Nisan Ankara’ya dönüş sırasında fotoğraflayabildiklerimi görmek için lütfen tıklayınız.
Bu alanın Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları 2004 Güncellemesinde ki anlatımı;
Kulu Gölü ORT024 TR063
Ankaranın güneyinde, Tuz Gölü’nün kuzeybatısında yer alan, hafif tuzlu sığ bir göldür. Güneyinde sazlıklarla çevrili bir tatlı su gölü (Küçük Göl) bulunur. Burası göldeki nadir ördek türlerinin yoğun bulunduğu alandır. Gölde dokuz ada bulunur ve bunların bir kısmıdeniz kuşu üreme kolonilerini barındırır. Kuzey kıyıları boyunca yer yer hayvan otlatılan ıslak çayırlar, etrafında tarım alanlarıve parçalanmış yavşan bozkırları bulunur. Orta Anadoludaki sulak alanların bir kısmının yok olmasından sonra çok sayıda nesli tehlike altında türün ürediği bu gölün korunması daha da büyük öncelik kazanmıştır.
Yüzölçümü : 2431 ha Boylam: 39 05’K Enlem: 33 08’D Yükseklik 950 m İl: Konya İlçe : Kulu
ÖKA, Doğal Sit Alanı ve Özel Çevre Koruma alanıdır.









Marakeş’ten batıya gidildikçe önce toprak sonra binalar kızıldan beyaza dönmeye başlıyor. Kıyıya varıldığında ise bembeyaz binaları ve geniş, uzun kumsalına vuran iri dalgaları ile sörfcülerin cenneti Essaouira size gülümsüyor.
sandallar hiç fotoğraf çekmemişler için bile kolay bir malzeme. Onlarcası birarada öylece güneşleniyorlar.
Samatya’da ana cadde üzerinde 1830’larda yapılmış bir kilise Ayios Minas Kilisesi. Bu kilisenin altında, bilmeyenlerin farketmesi imkansız olarak yolla aynı seviyede bulunan eski bir bizans kilisesi kalıntısı daha bulunmakta. Kalıntı, halihazırda bir atolye olarak kullanılıyor. Daha önce kömürcü, tamir atölyesi olarak da kullanılmış. En son çelik kapıcı idi. . Kilisenin ambulatuarının küçük bir kısmı ise bitişikteki kahvenin içinde kalıyor. 4.ve 5.yüzyıldan kalma olan, dolayısıyla şehrin belkide en eski kilisesi olan yapının Ayii Karpos ke Papylos Martirion’u olduğu saptanmış. Adı, zamanla karıştırılarak, (Rumlar arasında) “Polykarpos” haline de gelmiş.
Nüfusun büyük bölümünü berberiler oluşturuyor. Berberilerin 2500 yıl önce Kafkasyadan göçtüğü biliniyor. Ana dil arapça ve halkın hemen hepsi müslüman olmasına karşın, diğer Kuzey Afrika ülkelerindeki gibi araplaşmamışlar. Bir parlemento var ama kral her türlü yetkiye sahip. Buna rağmen oldukça batılı ve modern bir yönetim olduğu anlaşılıyor.
Meydan akşama doğru hareketleniyor. Akrobatlar, yılan ve maymun oynatıcılar, hikaye anlatıcıları, çalgıcılar ne ararsan mevcut. Falcılar ve kadınların ellerine kına ile dövme yapanlarda var. Bir bölümünde ise seyyar lokantalar kuruluyor. Geleneksel yemekleri “tajin” de var, salyangoz da. Tabi hijyen falan hak getire.




Alman Çeşmesi, diğer meydan çeşmelerinden farklı görünümüyle Sultanahmet Meydanı’nda yer almakta. Bu alanda eskiden hipodrom varmış, çeşme de onun kuzey ucunda.
Karaköy Perşembepazarı’nda Galata Mahkemesi sokağından girince karşımıza çıkan, çan kulesine benzeyen minaresinin üzeri külahlı yapıdır.
Anemas Zindanı: Adını Bizans İmparatorluğu’nun Arap bir komutanından almış olduğu söylenen zindan surların, Haliç kıyısında bitipte Topkapı’ya döndüğü yerde bulunur. Arap idaresindeki Girit’i uzun süre savunan Abdülaziz el-Kuturbi Kandiya’nın düşmesi üzerine esir düşmüş ve getirildiği Byzantion’da Hristiyanlığı kabul etmiştir. Oğulları ise Bizansın komutanları olmuştur. Yüksek rütbeli bir asker olan Mihael Anemas İmparator Kommenos’un devrilmesi komplosuna karışınca yakalanarak gözlerine mil çekilme cezasına çarptırılmıştır. Ancak kendisine ilgi duyan Kommenos’un kızı Anna Komnena onun kör edilmesini engelleyerek, bir kuleye kapatılmasını sağlamıştır.